48. Altın Portakal’ın Uluslararası Uzun Metraj Film Jürisi de kadınlardan oluşuyor.
Festivalin 4’üncü günü Uluslararası Uzun Metraj Film Jürisi basın toplantısı ile başladı. Hillside Su Otel’deki toplantıya, çalışmalarında feminist bakışı ön plana çıkaran, gay ve lezbiyen hakları savunucusu Hollandalı yönetmen - yazar Marleen Gorris, İranlı oyuncu - yönetmen Niki Karimi, pek çok önemli filme imza atan, en son “Mavi Gözlü Dev” filmiyle Nazım Hikmet’in yaşamını beyaz perdeye taşıyan yönetmen Biket İlhan, Cumhuriyet Gazetesi sinema yazarı, akademisyen Aslı Selçuk ve Güney Kafkasya Bağımsız Film Yapımcıları Birliği Başkanı, Gürcü yönetmen Tamara Tatishvili katıldı.
Jüri başkanı Oskarlı yönetmen: Marleen Gorris
10 film arasından En İyi Film ödülünü belirleyecek jürinin başkanlığını, “Antonia’nın Yazgısı” filmiyle 1995 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Oskar ödülünü kazanan Hollandalı yönetmen Marleen Gorris üstleniyor. Gorris, Batı’nın kadına ve şiddete olan bakış açısından söz ederken, “Dünya nüfusunun yarısı kadınlardan oluşuyor ve bu çoğu zaman unutuluyor” dedi. Filmlerin daha çok erkekler tarafından çekildiğini ve kadın sorunlarının gündeme gelmediğini belirten Hollandalı yönetmen, Altın Portakal’ın bu yılki temasıyla ilgili de “Kadınların film yapması, dünyada ayak izlerini bırakması demek. Seyrettiğimiz filmlerin çoğunda kadınların gelişmesini görüyoruz.” dedi.
Panel havasında basın toplantısı
Jüri üyeleri, adeta panel havasında geçen toplantıda, festivalin bu yılki ana temasını oluşturan ‘kadın’, şiddet ve sansür’ konularındaki görüşlerini paylaştı. Sinemada kadının gösterilme biçimi, sinema sektöründeki çalışan kadınların sayısı, eşit ücret hakkı, kadının sosyal toplum içerisindeki konumu gibi konular konuşuldu.
Güney Kafkasya Bağımsız Film Yapımcıları Birliği Başkanı Tamara Tatishvili, Gürcistan sinemasındaki kadın yönetmenlerin ağırlığından bahsetti. Son yıllarda çekilen filmlerin yüzde 50’sinin kadınlar tarafından filme alındığını söyleyen Tatishvili, “Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra erkek yönetmenlerin büyük bir çoğunluğu ortadan kayboldu. Kadınların yönettiği filmlerin kültürü ve coğrafyayı daha iyi anlattığını düşünüyorum” dedi.
Karimi Türkiye’deki koşulları sordu
Toplantıda İranlı kadın yönetmen olarak İran’da film çekmenin koşullarından bahseden Niki Karimi, sansür hakkındaki düşüncelerini söyledi. Karimi, İslami sınırlar içerisinde, sansürün olduğu bir ülkede film yapmanın çok zor olduğunu dile getirdi. “Bir film sansürlenebilir, yasaklanabilir, fakat mesele bundan daha büyük ve önemli aslında. Mesela başörtünün olmadığı bir film yaparsam filmimin ülkemde gösterilmeyeceğini biliyorum. Ben devrim sırasında doğan biriyim, kendi filmlerimi iyi bir şekilde yansıtabilmenin derdindeyim. Bir ülkenin kanunlarına uymak zorundasınız. Açıkçası bunu sansür olarak da görmüyorum” dedi. Bu konu hakkında çok fazla düşünmek istemediğini, aksi takdirde çalışamayacağı belirten Karimi’nin “Türkiye’de kanunlara uymadan bir film çekilse ne olur” sorusunu Biket İlhan yanıtladı:
“Türkiye’de artık bilinen anlamıyla sansür yok. Nazım Hikmet’in yaşamını filme aldığım dönemde, elinde ben ve ailem hakkında her türlü bilgiye sahip biri evime geldi, nazikçe bir takım sorular sordu, ben de aynı şekilde cevap verdim. Sansür yok ama uzaktan dikkat edildiğini, izlendiğini düşünüyorum.”
Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’na katılan yapımlar:
Jafar Panahi ile birlikte, film çekmesi yasaklanan İranlı yönetmen Mohammad Rasoulof’un yönettiği, 2011 Cannes Film Festivali’nde gösterilen “Goodbye”; ülkesinde birçok ödül kazanan Macar yönetmen Török Ferenc’in dünya prömiyerini 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştireceği filmi “Istanbul My Dream”; Yunanistan’dan katılan yönetmen Stathis Athanasiou’un ilk filmi, Yunanistan-Türkiye-İspanya ortak yapımı “Two - Dos”; Romen yönetmen Cornel Gheorghita’nın ilk uzun metraj filmi “Europolis”; 2011 Saint Sébastien ve Cannes Film Festivallerinde gösterilen Leila Kilani’nin yönettiği “On the Edge”; “Mozart Town” ve “Animal Town” filmleriyle ilgi toplayan Kyu-Hwan Jeon’un yönettiği “Dance Town”; Almanya’da yaşayan Yasemin Şamdereli’nin yönettiği 61. Alman Film Ödülleri töreninde En İyi Senaryo dalında Altın Lale, En İyi Film kategorisinde Gümüş Lale kazanan “Almanya - Welcome to Germany”; İsrailli yönetmen Nadav Lapid’in 64. Locarno Film Festivali’nde özel jüri ödülüne değer görülen filmi “Policeman”; birbirinden farklı ve ünlü isimlerin bir araya geldiği değişik bir proje olan “Unutma Beni İstanbul” ve “Rabbit à la Berlin” belgeseliyle Oscar’a aday olan Polonyalı yönetmen Bartosz Konopka’nın yeni çalışması “Fear of Falling”.

